Ah o yanlış davranışlarımız yok mu?
Ali Murtaza DİRİCAN

Ali Murtaza DİRİCAN

Editörün kaleminden

Ah o yanlış davranışlarımız yok mu?

25 Şubat 2019 - 00:11 - Güncelleme: 25 Şubat 2019 - 00:20

 Öfkeli iken, acele ile düşünmeden, konuşmalarımız, hal ve hareketlerimiz, neticesinde hatalar yapmaktayız. Üstelik bu hataları da hata olarak görmeyiz, hiçbir şey olmamış gibi devam ederiz. Sonuçta, olan yine de bize oluyor.

Atalarımız güzel demiş, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır.”

 Nerede yumuşak bir dil kullanacağımızı, nerede sert dil kullanacağımızı bilmek gerekiyor. Evimizde işimizde komşularımızla bir siyaset dili geliştirmek gerekiyor.

“Keskin sirke küpüne zarar verir.”

Rabbim Maide Suresi 8. ayetinde söyle buyuruyor: “Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Bir kişinin ya da topluluğun, yaptığı haksızlıklar neticesinde o kişiye duyduğunuz kin ve öfke, ondan bir intikam alma ya da onun sana yaptığı haksızlıkları, senin de ona bir başka türlü haksızlıklar yapmaya sevk etmesin…

Zulüm yapan zalimden farklı olmamız gerekir. Allah her şeyi görüyor ve gözetiyor. Bir zalim var bir de mazlum… Bizim mazlumdan yana olabilmemiz için adaletten ayrılmamamız gerekiyor.

Kim zulmederse karşılığını bu dünyada mutlaka görür. Allah hakîmler hakîmidir. Senin hakkını ondan alır, sana verir. Allah’a güvenmeliyiz ve ona dayanmalıyız.

Allah'ın isimlerinden biri ‘Muntakim’dir, intikam alan, suçluları müstahak oldukları cezaya çarpan anlamında… Kur'an'da, "intikam aldık", "intikam alır", "Biz intikam alıcıyız", "Allah intikam sahibidir" ifadeleriyle geçer. Zulmedenlerden, mazlumların hakkını alır,

İnsanlar sabırsız davranıyorlar. Allah, kimseye zulüm etmez. Kişi kendi kendine zulüm eder.

Davranışlarımızda bugünü ya da birkaç yıl ilerisini düşünerek değil, 15 yıl sonra olacakları düşünerek hareket etmeliyiz. 15 yıl sonra ben şu yaşta olacağım, bugün yanımda olanlar yarın yanımda olmayacak, olsa bile bana ihtiyaçları olacak. Ya da ölüm, hastalık, vb. gibi durumları da göz önünde bulundurarak kararlar almalıyız.

 “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”  (Hud Suresi, 112. Ayet)’te belirtildiği gibi, bizim ne şartta olursak olalım, doğru olmamız gerektiğini emredilmektedir..

Bir tarafta düşmanımız, diğer tarafta çok yakınımız, çocuğumuz, annemiz, kardeşimiz olduğunda, kardeşimizin haksız olduğunu gördüğümüzde, düşmanınızın lehine davranış içinde olmamız gerekiyor.

Toplumun yanlış davranış içinde olması, bizimde o yanlışın içinde olmamızı gerektirmiyor. Biz dürüst, adaletli, doğru insan olmadığımızda, Allah hakkımızda hayır murat eder mi?

Bazen arkadaşlarımız, bazen de anne babamız bile bize doğru örnek olamıyor olabilir. Arkadaşım üzülmesin diye ya da oğlumun-kızımın morali bozulmasın diye bazı gerçekleri gizleyerek, arkadaşımızın hoşuna gidecek gibi konuşuyoruz. Aman arkadaşımızı kızdırmayalım gibisinden… Arkadaşımızın yanlışına ortak oluyoruz. Arkadaşımıza çok büyük kötülük yaptığımızın farkına varamıyoruz.

Boğa gibi inatçı olmamak; inatçı insanlar, kendi düşüncelerine takılıp kalır… Israrcı biçimde dediğinin kabul edilmesini ve yapılmasını ister.

Yaptıklarının her yönünü, olası sonuçlarını, başkası için ne anlama geldiğini dikkate almadan hareket ederler.

Tartışmalarda asla pes eden taraf olmazlar. Daima son sözü inatçılar söyler.

Bu insanlarda özür dilemek gibi bir şey yoktur.

Özür dilemesini öğrenmeliyiz. Özür dilemek, bir acizlik, bir geri adım atma değil; büyük bir erdemdir. Özür dilemek, toplumun huzuruna, insanların iç dünyalarının onarılmasına katkı sağlar.

Yaptıklarımızdan, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan, konuştuklarımızdan ve konuşmamız gerekirken konuşmadıklarımızdan,  hesaba çekileceğiz. Ondan dolayı hem dünyamızı hem de ahretimizi mahvetmeyelim.

Yazıyı uzattık biraz… Bahsetmem gereken birkaç konu da vardı. İnşallah başka bir yazımızda devam ederiz.

Sağlıcakla kalın…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar