Bilgiyle dirilen ölmez!
Emrullah Mısır

Emrullah Mısır

Bilgiyle dirilen ölmez!

26 Şubat 2019 - 13:02

            Bilgiyle dirilen ölmez. Bu söz Hz. Ali (R.A) ait bir sözdür. Sözün sahibi gibi, işaret ettiği olgu da son derece önemlidir. Konuyu biraz daha açalım. Bilgi, insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad, yani malumat olarak tarif edilmektedir.  Doğa, hayat ve insan çok yönlü varlıklardır. Bu varlıkların her yönden incelenmesi, açıklanması ve doğru bilgi elde edilmesi için birden fazla bilgi türüne ihtiyaç vardır. Bu türleri ise, genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz. Günlük bilgi, teknik bilgi, felsefi bilgi, sanat bilgisi, bilimsel bilgi, dini bilgi. Bu bilgileri edinmenin, yani öğrenmenin yolu ise eğitim ve öğretimdir. Dikkat ederseniz sadece eğitim değil, eğitim ve öğretim birlikte olmalı. Çünkü, bu iki kavram, kanaatimce birbirinden ayrı olduğu zaman, bilgi tamama ermiyor, bir yerlerde eksiklikler kalıyor. Milli eğitim sistemimiz de eğitim ve öğretim olmak üzere iki kanallı yürütülmektedir. Eğitim-Öğretim sorumluluğu da Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki ‘Talim (öğretim) ve Terbiye (eğitim) Kurulu Başkanlığı’na verilmiştir. Yani bilgi için eğitim ve öğretim şart. Yıllar önce slogan haline gelen ‘eğitim şart’ cümlesi tek başına yeterli olmuyor.

            Eğitimin okullarda planlı programlı yapılan kısmı olan öğretim; ‘kişiye, belli bir seviyeye ulaştıracak bilgileri öğretmek işi’ olarak tanımlanabilir. Öğretim işi, elbet teki insan hayatında ve toplumda çok önemli bir yere sahip. Çünkü, iştigal ettiği konuyu en iyi öğrenmiş kişi veya toplumlar bu özelliklerini eğitim ile de birleştirdiği zaman başarı kaçınılmaz olur.

            Fakat, ben, öğretimden ziyade, eğitim üzerinde daha fazla durulması ve önemsenmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Çünkü eğitimle her türlü davranışı ve alışkanlığı kazandırmak mümkündür. Öğrenmek de belli bir eğitimin sonucunda oluşacağına göre, öğrenmeyi öğrenmiş bir birey, bilgi konusundaki eksikliklerini kolayca giderebilir.  Bu nedenle kişi önce gerektiği gibi eğitilmelidir. Eğitilen kişi de gereğini layıkıyla yerine getirdiği zaman, topluma örnek ve alanında yetkin bir kişilik olacaktır.

            Eğitim, günümüzde sadece ülkemizde değil, dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan kavramlardan biridir. Çünkü, ülkeler kendi geleceklerini şekillendirecek ve idame ettirecek nesilleri eğitim yoluyla yetiştirmek zorundadır. Öyleyse, eğitim nedir ve neden bu kadar önemlidir? Eğitim, geniş kapsamlı bir kavram olması nedeniyle pek çok tanımı yapılmaktadır. Bana göre en güzel tanımı; ‘kişinin yaşam boyu öğrendikleriyle, davranışlarında istenilen yönde meydana gelen kalıcı değişim’ dir. Yani eğitim kısaca bireyi kültürleme sürecidir. Eğitim, birey doğduğu andan itibaren başlar, aile, okul ve çevre etkileşimiyle yaşam boyu devam eder.

            Peki, biz ülke olarak eğitim açısında ne durumdayız? Sanırım kendimize bireysel ve toplumsal olarak en çok sormamız gereken soruların en başında bu gelmelidir. Cevabının iyi olmadığı ise aşikâr. Maalesef eğitim konusunda tam anlamıyla sınıfta kalmış durumdayız. Ve sınıfı geçmek içinde yeterli bir gayretimiz maalesef yok. Her ne kadar bu geri kalmışlıkta siyasal iktidarlar, bürokrasi, eğitici kadrosu ve öğrencilerin de payı olsa da aslında tüm toplum olarak sorumluyuz. Çünkü eğitim önce ailede başlar. Bunun sosyal, ekonomik ve kültürel pek çok sebebi olabilir. Ancak bunlar sadece kendimizi avutmak için birer bahaneden ibaret. Her birey veya kurum üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla yerine getirebilmiş olsaydı durum çok daha farklı olabilirdi.

            Dünya genelinde kabul görmüş kurumların verileri ve istatistiki bilgiler, gün geçtikçe aleyhimize artmakta ve âdeta bizi yeni stratejiler aramaya zorlamaktadır. Fakat, bu zorlamaya karşı, şu ana kadar doğru ve hızlı bir reaksiyon da henüz gerçekleşmiş değil. Toplum ve insan hayatında hayati bir öneme sahip eğitim için, sonuç beklemek yerine, proaktif ve vizyoner bir yaklaşımla, sorunlar daha başlamadan önlemleri alınmalı ve uygulamalar standartlaştırılmalıydı.

            ‘Eğitimin içeriğini ihtiyaçlar belirler’ prensibinden hareketle gerçekçi analizlerle eğitimin her aşamasının yeniden tasarlanmasına ihtiyaç var. Çağın gereklilikleri yakından takip edilerek, değişen paradigmaya uygun dinamik bir yapı oluşturulmalı. Aksi takdirde bugün mevcut sorunlar çözülemediği takdirde, gelecekte bunların katlanarak büyümesi kaçınılmaz olacaktır.

            Değişen dünya ve hayat koşullarına uygun bilimsel stratejiler geliştirmek ve bunları tüm toplumu kapsayacak şekilde uygulamak kaçınılmazdır. Mesela; yakın geleceği şekillendirecek olan Z kuşağı, yani 2000 yılından sonra doğanlar, İnternet ve çok kanallı televizyonla büyümektedir. Yokluk yaşamayan ve aşırı korumacı aileler tarafından her ihtiyacı koşulsuz karşılanan bu gençler, sabırsız ve rahat yetişti. Teknoloji ile yakın dost olan bu kuşak; zor beğenen, özgürlüğüne düşkün, sadakatsiz, tatminsiz birer birey oldular. Onlar, konuşmaktan çok mesajlaşmayı tercih etmekte, sosyal ağlarda geniş bir arkadaş çevreleri edinmekte, hayatlarına teknolojiyi çok hızlı adapte edebilmektedirler. Kullanma kılavuzunu bile okumadan yeni bir teknolojiyi öğrenebilirler ve adeta sanal dünyayı gerçek olana tercih ederler. Z Kuşağı çocukları ne yazık ki “Apartman Çocuğu” olmaya mahkum oldular. Onlar çağımızın güvensiz ve kalabalık sokaklarında, sokak oyunlarını oynayamadılar, apartman dairelerine kapanmak zorunda kaldılar. Onların oyuncakları bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar oldu. Bizim çocuklarımız bizden çok daha iyi teknolojiyi kullanır hale geldiler. Durum böyle iken geleceğimizde en önemli yere sahip olacak bu nüfusu, çağın gerekliliklerine uygun eğitmek için gerekeni tam anlamıyla yaptığımız söylenemez.

            Kısa adı PISA olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programının 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenciye uyguladığı testlerde, Türkiye okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. olmuştu. Bu vahim durum şapkamızı önümüze koyup daha fazla düşünmemizi yeni stratejiler geliştirmemizi zorunlu kılmaktadır.

            Sonuç olarak, Hz. Ali'nin de veciz sözde belirttiği gibi bilgiyle dirilip ölmememiz için pek bir gayret sarf ettiğimiz söylenemez. Günü birlik çözümlerle bir toplumun veya kişinin geleceğine yön vermek imkansızdır. Fakat ‘zor bizim işimiz, imkânsız biraz zaman alabilir’. Bu felsefeden hareketle, Türk milleti için imkansızı başarmak adına biraz silkinip kendimize gelmemiz, dünyaya nizam ve intizam verecek toplumun özünü oluşturan gençliğimizi ve geleceğimizi bu hedefe uygun liyakatte yetiştirmemiz için toplum olarak var gücümüzle çalışmalıyız. O zaman hadi başlayalım. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar