'Karar Vermek İçin Acele etmeyin'
Emrullah Mısır

Emrullah Mısır

'Karar Vermek İçin Acele etmeyin'

29 Ocak 2019 - 16:24

Merhaba kıymetli okurlar!

         Bu yazımda sizlerle karar verme süreci ile ilgili bir yazı paylaşmak istiyorum.

         Gündelik hayatımızdan iş hayatımıza, küçük yaştan ileri yaşlara kadar hayatımızın hemen her anında ve alanında değişik kararlar veriyoruz. Verdiğimiz kararların bir kısmını uygulama safhasına geçirirken, bazılarını bir süre sonra uygulama aşamasında terk ediyoruz. İster uygulamaya geçirelim, istersek yarı yolda vazgeçtiğimiz kararlar olsun, bu kararlar kısa ve uzun süreli etkileriyle hayatımızı şekillendiriyor. Bazen yıllarca önce verdiğimiz bir karar bize ömür boyu mutluluk sağlarken, bazen de verdiğimiz bir kararın yıllarca faturasını ödemek durumunda kalıyoruz. Bazen çok kolay karar veriyor, bazen de günlerce bir konu üzerinde düşünüp yine de bir karara varamıyoruz. Bazen sadece kendimizi, bazen bir grubu, bazen de milyonları veya milyarlarca kişiyi ilgilendiren kararlar alabiliyoruz. Bazen aynı konuda kişiye, yere ve zamana göre farklı kararlar verebiliyoruz.

         O halde hayatımızın hemen hemen her anını ilgilendiren ve çok boyutlu bir konu olan karar verme konusunda doğru kararlar alabilmek için nasıl bir karar süreci izlemek gerekir? Karar verme konusunda yeterli bilgiye sahip miyiz? Yoksa birçok konuda olduğu gibi, hayatımızı rastgele ve acele verdiğimiz kararlarla mı şekillendiriyoruz? En azından doğru ve sağlıklı bir karar verebilmek için yeterince çaba gösteriyor muyuz? Karar verirken sebepleri ve sonuçlarını öngörmeye çalışıyor muyuz? Verdiğimiz kararın arkasında sonuna kadar durabiliyor muyuz? Kısaca karar verirken, kararımızın farkında mıyız? Bütün bu soruların mantıklı bir cevabının olması gerekir.

         İnsanlan çöğunlukla karar verme süreçlerinde ciddi kararsızlıklar yaşamakta ve zaman zaman alelacele ve hatalı kararlar vermektedir. Bunun başlıca sebeplerini, karar verilecek konu hakkında yeterli bilgi olmaması, yeterli araştırma yapılmaması, sürecin öncesinin bilinmemesi ve gelecekteki etkilerinin tam olarak ön görülememesi olarak sıralayabiliriz.

         Karar verme sürecini başarı ile yönetip doğru kararlar verebilenler de, kararın pozitif katkılarını er yada geç görmektedir. Ancak zaman zaman verilen kararın süreç içerisinde negatif yansımaları da olmakta ve olumsuz durumlar meydana gelebilmektedir. Bu kararlar bir olay, konu veya bir bilgi hakkında olabileceği gibi, bir kişi hakkında da olabilmektedir. Mesela; İnsanlar çoğunlukla, ilk tanıştıkları birisi ile zaman içerisinde, birbirlerine karşılıklı övgüler düzerler. Hatta; bu övgülerini, diğer tanıdıklarına da aktararak, nasıl kıymetli bir arkadaş, bulunmaz bir dost edindiklerini izah etmeye çalışırlar. Bir süre sonra; ortak yaşantılar arttıkça, farklılıklarortaya çıkıp, geçimsiz birer insan oluduğu kanaatine vardığında da, karşılıklı suçlamalar başlar. Burada erken verilen bir karar söz konusudur ve bunun bir yansıması ortaya çıkmıştır. Özellikle; insanlar konusunda karar vermek için, kısa süreler yeterli değildir. Bir de, karşımızdaki insanın, kim olursa olsun, bizimle aynı görüşleri paylaşmasını beklemek, bizi sürekli onaylayıp durmasını beklemek kadar yanlış bir tutum olamaz. Bu nedenle karar verme süreci iyi yönetilmeli, zaman mevhumuna dikkat edilmeli ve verilecek kararın negatif ve pozitif etkileri mutlaka gözönüne alınmalıdır. Sanırım karar verme süreci ile ilgili en güzel örnek, MÖ. 6.yy’da Çin’de yaşadığı iddia edilen, insan doğası, ahlak ve hür irade hakkındaki eserleriyle tanınan Lao Tzu’nun hikayesidir. Lao Tzu bu hikayeyi çok sever ve sık sık anlatırmış. Hikaye şöyledir:

Bir köyde çok fakir yaşlı bir adam yaşarmış.Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bile onu kıskanırmış. Kral bir gün at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş ve kralı reddetmiş.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. Köylü “Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın” demiş.

İhtiyar; “Karar vermek için acele etmeyin. Sadece at kayıp deyin. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” demiş. ”Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.

         Ama aradan onbeş gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki on iki vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. Sen haklı çıktın ihtiyar. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var demişler.

İhtiyar; “Karar vermek için yine acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” demiş.

Köylüler bu defa ihtiyarla açık açık dalga geçmemişler ama içlerinden sahiden akılsız diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler yine gelmişler ihtiyara;“Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

Yaşlı adam “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı, gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” demiş.

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş. Giden gençlerin ya öleceği ya da esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler yine ihtiyara gelmişler.

“Yine haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” Yaşlı adam “Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olacağını sadece Allah biliyor.” demiş ve Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış, etrafına anlattığında:

“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir, insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken yenisi açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Karar vermek için acele etmeyin!!!

Doğru kararlar vermeniz dileklerimle...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar