Reklam
  • Reklam
ÇEŞME'NİN RES İLE İMTİHANI
Engin Önen

Engin Önen

ÇEŞME'NİN RES İLE İMTİHANI

16 Şubat 2018 - 16:09

Türkiye’nin önde gelen turistik beldelerinden biri olan Çeşme, son yıllarda başta RES (Rüzgar Enerji Santralleri) olmak üzere sıkça enerji yatırımları ile gündeme gelmektedir. Karaburun’u da içine alan bu yatırımlar ne yazık ki sağlıklı bir şekilde tartışılamamakta; taraftar olanlar ve karşı duranlar arasında fanatik atışmalar ve sataşmalar devam etmektedir. Hatta karşı olanların kendi arasında da benzer sataşma ve atışmalar da onların bir arada mücadele etmelerini imkânsızlaştırmaktadır.

Türkiye’de ilk rüzgar enerji santrali 1998 yılında Germiyan köyünde kuruldu. O dönem bu konu tartışılmaktan ziyade sevinçli bir telaşa yol açmıştı. Köylüler adeta bundan gurur duyuyorlardı. Onların deyimiyle ilk rüzgar değirmenleri köylerinde kurulmuştu. Bu iyi bir şeydi ve en azından üç beş kişiye iş kapısıydı.

Köylüler değirmen diyordu, çünkü bölgede yüzyıllardır rüzgar enerjisinden yararlanarak un öğütülen değirmenler var olagelmiştir. Bundan dört yüz beş yüz yıl öncesine kadar Çeşme ve bölgesinde onlarca yel değirmeni ve sel (su) değirmeni olduğu Osmanlı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bunlardan çok azı ayakta kalabilmiştir.

Ancak bu defa işin rengi farklı. Çünkü söz konusu olan, Don Kişot’un saldırdığı sempatik yel değirmenleri değil, dev kanatlı tribünler. Öyle büyük ve öyle gürültülüler ki, masumlaştırmak için kullanılan “rüzgar gülü” tarifi pek de hoş kaçmıyor. Bu yüzden olsa gerek öykücü Cavit Kürnek abimiz bunları “günah gülleri” olarak tarif etmişti bir yazısında.

Gelelim RES’ler hakkındaki tartışmalara. Bu santralleri destekleyenler sıkça enerji ihtiyacımızdan ve enerjide dışa bağımlıktan söz ederek söze başlamaktadırlar. Ayrıca rüzgar enerji santrallerinin diğer enerji türlerine göre temiz ve yenilenebilir enerji olduğunu ileri sürmektedirler. Evet rüzgar ve güneş enerjisi belli bir kaynağı tüketmiyor fosil yakıtlar gibi. Ama “temiz” nitelemesi tarife muhtaçtır. Çünkü atık kadar gürültü de görüntü de bir kirlilik oluşturmaktadır.

Bu anlamda RES’lerin kurulduğu yerler ve yoğunluğu önem taşımaktadır. Çeşme ve Yarımada bölgesinde RES enerji alanı ilan edilen bölgelere dikkat edildiğinde, çok geniş bir alanı işgal ettikleri ve her geçen gün sayılarının arttığı dikkat çekmektedir.

Seçilen yerlerin büyük bölümü yerleşim yerleri ve yaşam alanlarına oldukça yakın bulunmaktadır. Bu yerlerin seçiminde yerleşim yeri ve yaşam alanından ziyade, hazine arazisi oluşu, inşaat maliyeti ve ulaşım kolaylığı ile enerji nakil hatlarına yakınlığına dikkat edilmiş. Oysaki bu dev tribünler rüzgarının yönüne göre değişmekle birlikte oldukça gürültülü bir şekilde çalışmaktadır. Ve bunun insan ve diğer canlılar üzerindeki etkileri konusunda yeterince bilimsel çalışmanın (bizde) yapıldığı söylenemez.

RES yatırımları sürecinde bölgedeki hazine arazilerinin çok büyük bölümünün adeta mülkiyeti el değiştirmekte, çoğu 49 yıllığına bu amaçla kiralanmaktadır. Ayrıca bu projeler sayesinde pek çok kişinin özel mülküne acele kamulaştırma yoluyla el konulmaktadır. Oysaki mahkemeler defalarca bunda bir kamu yararı olmadığı kararını vermiş olmasına rağmen.

Çeşme ve Yarımada’da imar planları ve SİT haritalarının sürekli değiştirilmesi de yine kamu yönetimi tarafından bu yatırımlara özel ayrıcalık tanındığını göstermektedir. Meralar da yine bu uğurda feda edilen alanlar konumundadır. Bir planlama yapmak ve buna uymak yerine, yangından mal kaçırırcasına elverişli araziyi bulan hemen ilgili bakanlıklardan onay almakta ve destek görmektedir.

Öte yandan Çeşme’nin doğal, tarihi ve ekonomik hassasiyetleri bu süreçte hiç dikkate alınmamaktadır. Bazı ilçe ve bölgelere göre Çeşme bu tür yatırımlar konusunda daha kırılgandır. Daha hassastır. Ama yer seçiminde ve tribün yoğunluğunda (kümülatif etki) bu hiç dikkate alınmamaktadır.

Çeşme turizm ve tarım kentidir.Öncü sektör şüphesiz turizmdir. Ama turizm ile özellikle de günümüz turizmiyle bu türden yatırımlar çok net tezatlık oluşturmaktadır. Bir bölge, ki o ciddi hassasiyetleri içeren özelliklere sahip, hem turizm hem de enerji yatırımları alanı olamaz. Bu yanlış hesaptır. Geleneksel yel değirmenlerinin tarihi, kültürel ve dolayısıyla turistik değeri vardır. Ama hangi turist bu dev kanatlı tribünlerin gürültüsünde ve görüntüsünde tatil yapmak ister ki. Kaldı ki turist rahatsız olur gelmez veya burayı tercih etmez. Ama biz Çeşmeliler buna razı mıyız? Bunlarla yaşamayı hak ediyor muyuz? Bu sorular belli ki daha uzun süre Çeşme’nin gündemini meşgul edecek.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar