HANİ UMUDUMUZ VARDI BÖLÜM 13 BÜYÜYÜNCE MUTLULUK OLUYOR
Hasan Murat

Hasan Murat

HANİ UMUDUMUZ VARDI BÖLÜM 13 BÜYÜYÜNCE MUTLULUK OLUYOR

29 Haziran 2019 - 10:02

Günler günleri kovalıyor diye her zaman duyarım. Bu söz zaman akıyor demekle aynı şey bence. Ama zamanın elinde oyuncak olmamak için söylenen en tatlı sözlerden bir tanesi. Günler günleri kovalarken, gündüz gecenin peşinden, gece ise gündüzün peşinden dönüp duruyorlar sonsuzluğa. Acaba kim kimi kovalıyor? Gündüz geceyi mi, yoksa gece gündüzü mü işte buna karar verebilmem ne yazık ki imkânsız. Hayat denilen yolculuk hep bir şeylerin peşinden koşturmakla geçip gidiyor zaten. Çocukluğumuzda şirin topumuzun peşinden koşarken, yaşımız ilerledikçe adımlarımız yavaşlıyor ancak peşinden koştuklarımız ise daha çok hızlanıyor.Biz yaklaştıkça o kaçıyor, belki de bu durumdan zevk alıyor kim bilir. Küçükken peşinden koşturduğumuz o güzel topun gerçek ismi, büyüyünce mutluluk oluyor. Ve biz mutluluk denen duygunun peşinden son nefesimize kadar koşuyoruz. Yakaladım dediğimiz birçok zaman oluyor, sonra kaçırıyoruz ellerimizden. Ardından yeniden başlıyoruz koşmaya ve koca bir ömür böylece bitiyor işte.Aslında mutluluğu yakalayanlar daha hızlı koşuyorlar, daha çok mutluluk istiyorlar belli ki. Mutluluk ne güzel şey değil mi? Şuna eminim ki o bize yakalanmak için elinden geleni yapıyor, galiba biz onu nasıl yakalayacağımızı bilmiyoruz.Tuhaf düşüncelerin yol aldığı benliğim, tok bir sesle irkiliyor:

-Ev burası mı delikanlı?

Sanki uzaydan gelmiş gibi şaşkın gözlerle bakınıyorum etrafıma. Taksici ağabeyin neler oluyor bakışları ise ürkütüyor beni aslında. Ellerimde annemin ellerini hissetmesem, şuan nerede ve ne halde olduğumu bile unuturdum inanın bana. Ara sıra yaşıyorum böylesi durumları ben. İçinde bulunduğum gerçeklerden uzaklaşarak, mutlulukların peşinden hayalde bile olsa koşmak hoşuma gidiyor. Taksici ağabeye hayallerim beni çok güzel bir yolculuğa çıkardı diyemem ya. Toparlanmaya çalışarak cevap veriyorum:

-Evet ağabey, şu ilerideki kapının önünde durursanız...

Annem taburcu oldu bugün, mutluluk oyununda şuan kazanmış gibiyim. Ne de olsa anneme sağ salim kavuşmam bunun sebebi. Umarım daha güzel mutlulukları da yakalarım. Taksiden hızla inip annemin bulunduğu tarafa geçerek kapısını açıyorum. Kollarından tutarak görülmemiş narinlik ve naziklikle arabadan inmesine yardım ediyorum. Annem onu neşelendirmeye çalıştığımın farkında. Çok sık göz göze geliyoruz. Daha doğrusu ben acısı var mı yok mu diye yüz mimiklerini kontrol etmek istedikçe yakalanıyorum ona. Sonra sevgiyle bakıyoruz birbirimize, ben ellerini öpüyorum annemin, o da saçlarımı okşuyor, yanağımı öpüyor ve bu merasim devam edip gidiyor.Demek ki acı da olsa bazı olaylar, bizlerin kalbinde saklı kalan sevdaları açığa çıkarıyormuş. Yan yana oldukların için yüreğinde kalan körpe duygular, onları kaybetme korkusu olduğu zaman nasıl kabarıyor, nasıl coşuyor anlatamam sizlere. Sevgi yoksa hayatta yoktur bana göre. Bir sevgiyi kaybettiğiniz zaman, başka bir sevgi sarmalı sizi. Yoksa zalim olan hayat acımaz. Her şey bu kadar net aslında. Şuan annemin gözlerine baktıkça derinlere dalarak tebessüm edişlerimi annemin sevgisine borçlu olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Seviyorum onu, hem de her şeyden çok. Bütün evlatların annelerini sevdiği gibi.

Bizi getiren taksi, sokağımızın dar yolunda ilerlerken kızgınlıkla arkasından seyre dalıyorum bir süre. Çünkü yolun dar olmasına aldırmadan öyle bir gaza basışı vardı ki, aniden yola birilerinin çıkmayışı gerçekten büyük şans. Biran önce yeni müşterilere koşmak, mutluluğa koşmak mıdır, bunun kararını da size bırakıyorum. Annem koluma giriyor, ağır adımlarla ilerliyoruz evimize doğru. Doktor bol bol dinlenmesini ve çok iyi beslenmesini söyledi. Canım annem, ben ona prensesler gibi bakacağım ama inşallah, doktorun söylediklerini harfiyen uygular. Henüz evin kapısına yaklaşmadan başlıyor konuşmaya:

-Evin çok iyi bir temizliğe ihtiyacı var, halılar yıkanmalı sonra...

-Anne neler söylüyorsun sen, bizim nereden geldiğimizin farkındasın değil mi?

Gülümsüyor cennet kokulum, sağ kolunu boynuma dolayarak beni eğiyor kendisine ve öpüyor saçlarımdan. Öpüyor mu, kokluyor mu tam anlayamadım ama huzur duyduğu kesin:

-Benim yakışıklı oğlum, temiz olmayan bir evde yaşarsak daha çok hasta olmaz mıyız?

-Haklısın ama, biz bu temizliği peki ala sen olmadan da yapabiliriz.

Şaşkın bakışları geziniyor üzerimde, evimizin kapısı sanki çok uzakmış gibi geliyor bana. Annem ile olduğumuz yerde durmuş konuşuyoruz, henüz kapısından içeriye giremediğimiz evimizin nasıl temizleneceğini:

-Nasıl yapacakmışsınız bakalım.

-Nasıl olacak, arkadaşlarımdan yardım isterim, hep birlikte yaparız işte.

Yanaklarım yine annemin sıcacık öpücüklerinden nasibini fazlasıyla alıyor. Sonra devam ediyoruz evimize doğru. Giriş kapısına ulaşabilmek için üç beş basamaklı bir merdiven tırmanmak zorundayız. Annem sarsılacak diye aklım çıkıyor. Ama sorunsuz bir şekilde kapıya geliyoruz. Ben anahtarımı arıyorum bir süre, her zaman yaptığım gibi.Annemin alaycı bakışlarını görmezlikten geliyorum. Neyse ki bu defa çok uzun sürmüyor, anahtarı birkaç cep dolaştıktan sonra buluyorum. Kapıyı arayarak içeriye güneşin altın sarısı ışığı ile giriyoruz. Ben önden giriyorum, annem ise yorgun adımlarını peşimden atıyor yavaşça. Evde her zaman karşılaşmaya alışık olduğumuz koku karşılıyor bizi. Hiç şaşırmıyorum, herhangi bir beklenti içinde değildim çünkü. Sadece bu defa her zamankinden daha fazla koku sinmiş etrafa. Etrafta kısaca göz gezdirmem sigara izmaritinden oluşan tepecikleri, etrafa rastgele atılmış değişik büyüklükte alkol şişelerini görmeme fazlasıyla kâfi.Annem de tıpkı benim gibi, tepkisizce bakınıyor etrafa. Hastanede kaldığı onca zaman içerisinde hiç merak etmemiş ve yanına gelmemiş birisinin yaptıklarına nasıl bir tepki verebilir ki. Bana göre verilebilecek en güzel tepki tepkisizlik. Sonra annemin gözlerinde oluşan belli belirsiz bir buğulanma fark ediyorum. Neler geçiyor aklından kim bilir, neleri hatırlıyor ve nelerin gidişine, nelerin bitişine üzülüyor kendince. Annemi çıktığı hüzün yolculuğundan biran önce çıkarmam gerektiğini biliyorum. Yoksa kolay kolay kendisine gelemez. Ben de tıpkı anneme çekmişim, onun kadar hüzünlü, onun kadar kederli, onun kadar yürekli. Hemen bir şeyler söylemeliyim:

-Ne oldu anneciğim birden donuklaştın, bir yerin mi ağrıdı?

-Yok oğlum iyiyim ben, yardım et bana da şuraya birazcık oturayım.

Kollarına giriyorum anamın, tuzlu fıstık kabuklarının desen yaptığı kirli koltuğa oturtuyorum yavaşça. Vakit kaybetmeden mutfağa koşuyor ve bir bardak su getiriyorum. Annem, kısık nefeslerinin arasında suyu küçük yudumlar halinde içerken odanın her tarafına pas kokulu bir ses yayılıyor:

-Vay, vay, vay, hanımefendi hastaneden dönmüş sonunda.

Annemin tepkisiz bakışları, öfkeli bir hal almaya başlarken o ses devam ediyor:

-Nasıl oldunuz küçük hanım iyileştiniz mi?

Sarhoş desem değil, kendinde gibi görünüyor ama, sanırım içtiklerinin etkisi kolay kolay gitmiyor:

-Kendine iyi bak hasta olma bir daha ne yemek yapabildim, ne de meze hazırlayabildim kendime.

İşte şimdi burada bir ok saplanıyor beynime, üzerine doğru yürüyorum, amacım boynuna sarılıp kısa sürede boğup öldürmek, başka türlü olmayacak çünkü, tam bu esnada yine annemin sesi:

-Gökhan dur, lütfen oğlum yapma.

Olduğum yerde kalıyorum, ama bakışlarım yerinden fırlayacak sanki öfkeden, karşımdaki kişi ise artık hem duygularını hem de bütün duyularını kaybetmiş durumda. Alaycı bir gülümseme ile konuşuyor:

-Ne olacak, beni mi döveceksin, hadi döv de görelim küçük bey. Sana ben baktım bu yaşına kadar, sana ben babalık ettim.

Allah'ım sanırım bu adamın eceli yaklaşıyor:

-Sen bana ne babalığı yaptın be, gece gündüz içtin, anneme etmediğini bırakmadın, sen ne yaptın bize söyle?

-Ben sizi orta yerlerde kalmaktan kurtardım, nankörlük yapma bana.

-Keşke kurtarmasaydın da orta yerlerde kalsaydık. Senin şu lanet olası yüzüne her gün tahammül etmekten iyidir.

-Şimdi böyle oldu değil mi? Yaptıklarımın karşılığını böyle mi veriyorsun bana?

-Ben okumadım sana içki parası getireceğim diye, gecemi gündüzüme kattım sofranda her zaman mezen olsun diye. Bunları sadece annem üzülmesin diye yaptım. Ama artık bitti, bundan sonra sana esir olmayacağız. Annemi de alıp gideceğim bu evden.

Anneme dönüyorum sonra, konuşmak yerine boğup öldürsem daha iyi aslında bu adamı, ama işte annemin kederli bakışları her şeye engel oluyor. Yoksa annem her şeye rağmen seviyor mu bu adamı. Hayır hayır, asla olmaz, annem bu adamı sevemez. Ama sevginin bizlere neler getireceği hiç belli olmaz ki! Evet ama annem bu adamı sevemez, sevmiyor eminim buna, sevmiyor.

Ya seviyorsa!

Hayır olamaz, insan kendisine bu kadar acı veren birisini sevemez, sevmemeli. Allah'ım bunu diyen ben miyim? Madem sevemez, o halde neden ben bu haldeyim. Ama annem başka, onun sevmediğine eminim. Madem sevmiyor neden bu kadar koruyor bu adamı?

 

(Devam edecek...)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar