BU SİYASET DEĞİL
Pınar Çağlıner

Pınar Çağlıner

BU SİYASET DEĞİL

14 Eylül 2018 - 01:18

            İzmir'im, güzel İzmir'im. Biliyorum ki; İzmir'de yaşamak isteyen çok insan var. Lakin bugün, güzel şehrim için eleştirilerin yer alacağı gerçekleri yazacağım .

            Ben, toplum taşıt araçlarını çok kullanan biri değilim aslında. Ancak iki hafta süresince, otobüsten, metrobüse, metroya,  her türlü ulaşım aracını kullanma şansım oldu. Fakat şans dediysem, keyifle başlayan ulaşım hikayesinin sonunda pişman olmadığım anlaşılmasın. Bu durum ile ilgili bir makale yazsam, dilini biraz değiştirsem, inanıyorum ki, Aziz Nesin'in o güldürürken düşündüren makaleleri ile bire bir aynı olur.

            Deriz ya, gülüyoruz ağlanacak halimize...

            Fazla uzatmayayım, sonuçta yorum size ait olacak nasıl olsa.

            Çıkış noktam evime çok yakın bir otobüs durağından başladı, haliyle. 169 numaralı otobüsü, yarım saatten fazla bir zaman diliminde bekledim. Yarım saatten sonra duraktan geçen başka bir otobüsün şoförüne, sorma gereği duydum "169 ne zaman gelir?" diye. O otobüsü beklememin nedeni, bir zamanlar bindiğimizde bizi Alsancağa kadar götüren, şimdiler de Konağa ulaştırmasıydı. Konak'tan kalkan, diğer otobüsüme binmekti hedefim.

            Durakta oradan geçen otobüslerin numaraları arasında yer alan, beklediğim otobüs meğerse kaldırılmış. Bunu duyduğum vakit, beynimde nedenini arayan soruların biri gitti, biri geldi. En sonunda sorularda sıkıldı bu durumdan. Anlaşılan artık Konağa direk ulaşım söz konusu değildi.

            Ne yapılacaktı? Her nereden binerseniz binin metro girişine kadar giden ve aktarma yapan bir otobüse binilecekti. Bende öyle yaptım.

            Metro girişinde indiğimde, yaklaşık 45 dakika Konak otobüsünü bekledim. Otobüs gelmedi mi? Geldi elbet. Binebildim mi? Benimle birlikte durakta binmeyi başaramayan 20 kişiyle birlikte binmeyi başaramadık. Ya doluydu, ya doluyordu. Yani yolcu ile otobüs sayısı birbirine ters orantılıydı.

            Tamam dedim. Sakin ol Pınar. Burası İzmir, bak metro var. "Hadi,  sabit fikirli olma." dedim içimden kendime. Lakin daha sonra, kendime söylediğim çok şey oldu.

            Çeşitli organizasyonlar ve imza günlerim vesilesi ile çok farklı şehirleri görme şansım oldu.

            Bizim metromuz, özellikle İstanbul metrosuna nazaran daha sakindir. Can hıraş bir halde binmezsiniz metroya. Dolayısı ile metronun kontrolü, temizliği, bakım onarımı daha kolaydır diye düşünürken; başımızdan aşağıya bir kova su döküldü. Kimse ne olduğunu anlamadı. Daha önce ıslanan ve anlayanlar, biz anlamayanlara durumu anlattı. Evet oradan fren anında biriken su akıyormuş. Yerler bir havuz misali olmuş. Islanmanın verdiği şaşkınla birlikte, şemsiyesizlikten yakınların etrafta oluşturdukları garip bir ortamla kalakaldım. "Nasıl yani?" dediğimi hatırlıyorum. Çok ayrıntıya gerek yok, siz tahmin edin o ortamı ve söylenenleri.

            Neyse yaz ayındayız, serinledik diyerek indiğim aktarma merkezinde, gidiş yönüm olan güzergahın tarafında yerimi aldım. Diğer tarafta, zıt güzergaha giden metro yer alıyordu.

            Gelen metroya binemedim. Rabbim "Bu bir şaka olmalı!" dedim, dedim, dedim. Niye binememiştim? Çünkü benim doğru beklediğim yere, doğru metro gelmemişti, tam aksine giden metro durmuştu önümüzde. Bir an salaklaştım. Zaten daha üzerim kurumamışken şimdi de, bir sağı bir solu kontrol eden insan topluluğunu seyrediyordum. Meğerse, metrolar diğer şehirlerdeki gibi, gideceği yerlerin yazdığı tabelanın olduğu yere yanaşmıyormuş.

            Nasıl dememiş miydim size; sonunda Aziz Nesin'e bağlarız bu işi diye? Gülüyorsanız, gülmeyin lütfen. O anlarda ki hali ruhiyetimi size tarif edemem.  Ben sonunda tam ortada durmaya karar verdim. Bir sağa, bir sola koşturmaktan iyidir dedim. Görevliler, gelen metronun güzergahını telsizden öğrendikten sonra, eski dolmuş şoförleri misali çıkan son seslerine kadar bağırmaya başladılar. "Yok artık!" dedim.

            Ben durur muyum hiç? Bu durumu kesin öğrenmeliydim. Aklımın almadı bu durumun nedenini sorduğum bayan görevli bana; "Hangi metronun geleceğini ve nereye yanaşağını bilmediğini, anons gelince söyleyeceğini" bildirince, onunda bu konuda bir fikri olmadığına vardım. Haaa,  soru yanıt arasında,  binmeyi beklediğim ulaşılamama aracını kaçırmıştım. Diğer taraftan gitmiş!

            İşin acı taraflarından biri de ne biliyor musunuz? Yirmi, otuz kişinin algılayamadı bu durumu,  diğer yolcular durumu benimsemişler. Sorduğumda verdileri yanıt "Öyle." oldu.  Öyle...?

            Bindim, içerideyim. Hatta, oturmayı bile başardım. Yaşasıııın nidaları içimde neşeyle dolaşıyor. Bu arada yukarı bakmayı ihmal etmiyorum, ne olur ne olmaz. Çünkü bir daha ıslanırsam,  gelen kesin  hastalık olacak.

            Şans benimle bu sefer. Yaşasın, tek parça ve ıslanmadan indim.

            Bir toplulukla birlikte sürüklenmeye başladım. Hayır, tamam bende o yöne gideceğim de. O kadar hızlı olmasa da olurdu.

            O an bir fark ettim ki, yaşlı bir amca tutunacak bir yer arıyor. Kolundan tutarak eşlik ettim. Amacım, var olmasını umduğum asansöre onu teslim etmekti. Bir iki bakınma ile bulduğum asansöre amcamızı teslim edecekken, yanlız binmekten endişelendiğini söyleyince, ikimizde asansöre teslim olduk.

            İnebildik mi? Korkmayın, indik. İndik de, daha doğrusu çıktık ancak çıktığımız yer bizi hedefe ulaştırmamıştı. Bir kat yukarı kadar hizmet veren asansör, bizi çıkışa bir kat aşağıda indirmişti. Döndüm asansörün düğmelerine baktım. Sonuçta, bizim amacımız ile asansörün gidiş geliş düzenini yapan bilinçin  aynı olmadığını anladık. Yani öyle asansöre binerek, en yukarı çıkışa varacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

            Tabii, aynen öyle ,asansörler birer kat inmek yada çıkmak üzere yapılmıştı.  Ben o gün, ne kadar çok "Nasıl yani?" dediğimi hiç unutamayacağım.

            "Sakin ol Pınar" diyerek, kolundan tutarak eşlik ettiğim amcamız ile birlikte, başladık yürümeye. Aranan, başka bir asansördü. Mevcut muydu? Tabii mevcuttu, o kadar da değil. Yürümeye başladığımızdan itibaren attığımız adımların sayısını bilmiyorum, vardığımız bir asansörün önüne geldik. Asansördeki kişiler, bir şaşkın bakıyordu bize. İçimden "Aramıza hoş geldiniz." demek geldi. Ama halim kalmamıştı.

            Meğer onlar bindikleri yerden yukarıya çıkacaklarına, kalan tek şansları olan bir kat aşağıya inmişlerdi. Yapacak bir şey olmadığını anlayarak, tekrar yukarıya çıkmaya  karar verdiklerinde, bizi de yanlarına alarak yolculuğa başladık. Kısa bir yolculuktan sonra, hala yukarıya bir kat olduğunu görünce, içime çektiğim nefes ile verdiğim nefesin anlamı, aynı değildi.

            Başka bir asansör olmadığını öğrendiğimiz diğer asansör yolcuları ile birlikte başladık yürümeye. Hayır, benim için sorun değil, ben yürürüm. Ben bir engelli yada kolunu tutarak eşlik ettiğim amcamız gibi büyüklerimizin bu işi nasıl çözdüklerini çok merak ediyorum.

            Hangi akla hizmettir farklı yerlerden iniş çıkışı olan ve sadece iki kat arası gidip gelen bir asansör koyarsınız? Yap kardeşim üç kat inen, çıkan asansörler. Ne diye insanları bir oraya, bir oraya koşturuyorsun?

            Benim bineceğim metro, sağa mı yanaşacak, sola mı? Bu nedir?

            O güvenlik görevlilerin bağırışları nedir öyle? Bir turist bu duruma şahit olsa, nasıl bir tepki verirdi çok merak ediyorum. Bu arada o gün kaç kişinin telefonun, çantasının  zarar görmesine neden olan, seferden alınmayan  ülkemin en bereketli metrosu hala seferde mi, bunu da merak etmiyor değilim.

            Amcayı merak ediyorsanız, o hala kolumda yürüyoruz. Anlıyorum ki, uzun bir yürüyüşten sonra vardığımız ışık hüzmesinin görünmesiyle beliren yürüyen merdivenlerin hemen yanında bir asansör var. Yani size diyorlar ki; "Ya yürüyen merdivenle çıkın, ya da asansörle." İyi de, bana tutunarak zor yürüyen amca zaten yorgunluktan öldü. Amaç onu yürütmemek değil mi? Buraya kadar bizi ulaştırsaydın ya, amcam sonra yürüyen merdivenden çıkardı zaten.

            Ha, bu arada yürüyen merdivenlerin hemen yanında yer alan asansörün bir kat aşağıda nerede olduğunu bilmiyorum. Büyük bir çember çizmemize rağmen bulamamıştık. İlk gittiğimde hedefim bunu keşfetmek olacak.

            Sonuçta, bir zamanlar tek otobüs ile gittiğim yere, bu macera ile ve İzmir'im için üzüle üzüle vardım. Bunlar benim güzel şehrime yakışmıyor. Üzülerek kaleme alıyorum. Kaleme alıyorum ki, belki bir şeyler değişir. Lakin, bu durumların farkında olan çok vatandaş var. Ben sadece onlarında sesi olabilirim o kadar. Tranvayı merak ediyorsanız, onu tecrübe etmediğim için yazmadım. Duyduklarım iç açıcı olmasa da, bugüne kadar yaşamadığım hiç bir şeyi yazmadığımdan, onu es geçtim.

            Gelişmeye, ilerlemeye layık olacak bir şehir varsa, İzmir en başta yer alır. Ben şehrimin her zaman layık olduğu şekilde anılmasını, yaşanmasını istiyorum.

            Bu yazdıklarım siyaset değil. Bu yazdıklarım, saatlerce  ulaşamadığım noktaya yapılan bir gerçekliliğin anlatımı. Şimdi sizden ricam, anlayanlarınızın anlamayanlara bunları anlatması. Belki mesele kulaktan kulaktan gerekli merciye ulaşır.

 

Sevgiyle kalın...

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • BAHATTİN TANRIVERDİ
    1 yıl önce
    Günaydın.. öncelikle bu medeni cesaretinizden dolayı tebrik ederim.

Son Yazılar